SAT7TURK HABER -
$ DOLAR → Alış: 3,88 / Satış: 3,89
€ EURO → Alış: 4,57 / Satış: 4,59

Yeter Ki Tanrı Olmasın!

Serda Sez
Serda Sez
  • 03.01.2017

Aslında son yıllarda sıklıkla duyduğumuz, çeşit çeşit kitaplarına sağda sola rast geldiğimiz, bizlere “yaşamın sırrı”nı açıkladığını iddia eden, kişinin kendisini ön plana çıkaran ve arzu ettiği her şeye sahip olması için onu teşvik eden, son dönem inançlarını artık hepimiz biliyoruz. İnsanın sahip olma tutkusunu körükleyen, bitmek bilmez sevgi ve mutluluk vaatlerini içine alan akım, neredeyse narsistik bir kişiliği manipüle etme seviyesine gelebilmektedir. Elbette bu tanım, inancı abartma gibi dursa da, daha derine inildiğinde aslında neden bu kadar dramatik tanımlandığı da kolaylıkla görülebilir.

İnsanın kendi hayatının Tanrısı olma isteğinin faturası her zaman kendine, üstelik sadece kendine de değil ama çevresine de yıkım getirmiştir. Fakat suçu kendinde görmek yerine daha ilk başta Adem’in verdiği tepki gibi önce Tanrı’ya (Senin benim yanıma koyduğun…) sonra da yanındaki kişiye (…bu kadın bana meyveyi verdi) suçu atma eylemi günümüzde de benzer şekilde devam etmektedir. Dolayısıyla insan kendi kendisiyle göz göze gelmekten, kendi kirliliğinin farkına varmaktan, kendi suçunu itiraf etmekten ziyade, hep pamuklara sarıp sarmalanma derdine düşer. Bu kadar acı ve kötülüğün içinde iyileşmenin tek aracı olarak bir başkasına ihtiyaç duymaktansa, sadece kendini görmek daha yakın, daha kolay ve daha güzel bir kaçıştır. Çünkü her zaman ihtiyaç duyduğu o en güvenli simbiyotik bağdan (Tanrı’dan) kendi isteği ile ayrılarak, çoktan kendi ipini çekmiştir.

2016-12-27-photo-00000020Musa’nın dağa çıkışının ardından altın buzağı yapıp ona tapan halkı her okuduğumuzda, “Nasıl olabilir böyle bir şey? Bu halk daha şimdi Tanrı’nın kendilerine seslendiğini, kendi kulakları ile büyük bir şaşkınlık ve korku ile duymamış, dinlememiş miydi? Nasıl olur da bu kısa zamanda yürekleri değişir, yaşadıklarını unuturlar?” Bu sorular sadece o dönemde İsrail halkı için taşıdıklarımız olsa da aslında günümüzde bizler de ya Tanrı’nın yaşamlarımızda yaptıklarını kolaylıkla unutuyor ya da konu “Tanrı olmasın da ne olursa olsun”a getirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Meleklere dua ediyoruz, yere düşen bir tüy tanesi hayatımızı bir anda değiştiriyor, düşüncemiz o derece güçlü oluyor ki dünyayı kurtarabiliyoruz, mumlar yakıp, doğu felsefesinden medet ummak daha mistik geliyor… Yani adı Tanrı olmayan her şey bizi kurtarıyor, güçlendiriyor, yeniliyor, tazeliyor… En olmadık şeylere inanmayı seçiyoruz da, Tanrı olunca orada durup kalıyoruz. Tanıdığımızı ya da bildiğimizi düşündüğümüz Tanrı bize yeterli olmuyor. Çok sıradan ve basit geliyor. Belki de O’nun varlığının bizim yaşamımızı birden bire cennete çevirmesini bekliyoruz. Soyutlanmak ve ayrıcalıklı yaşamak istiyoruz. Oysa orada Tanrı’nın bir insanın yaşamında olmasının ne demek olduğu düşünesini çoktan atlamış oluyoruz. Neyi atladığımızı da bilmek işimize gelmiyor ve yine başladığımız noktaya dönüyoruz. Sonra birden bire birini kaybediyor ve ardından üzülüyoruz. Tüm kötülükler için haksızlığa çığlık atıyoruz. Oysa bu zaten yaşanması gereken bir döngü değil miydi yaşamayı seçtiğimiz inançta. Bunlar zaten bir borç değil miydi yeniden ve yeniden tekerrür eden hayatlarımızda. Yaşadığımız kayıpların acısı öyle büyüyor ki o noktada neye inandığımız, nasıl yaşadığımız ya da nasıl yorumladığımız anlamını kaybediyor. Çelişkilerimizle kör oluyor, bunu itiraf etmektense gururumuza yenik düşmeyi zafer addediyoruz.

Unutuyoruz, hasta olduğumuz halde kendi kendimizi iyileştirmenin mümkünlüğüne inanıyoruz çaresizce. Bu şifaya dışarıdan bir müdahale ile ihtiyacımız olduğunu yine görmemeyi seçiyoruz. Ve bu şifanın adının tek başına Tanrı olmadığı sürece, insanın elinde kalanın yine hayal kırıklığı olacağını inatla bilmekten kaçıyoruz. Oysa gurur ve inat; bu ikisi değil midir insanı düştüğü o cehenneme hapseden!

Bize gerçeğin kendisini getiren {Yol, gerçek ve yaşam benim (Yuhanna 14:6a)} ve bu gerçeklikle bizleri özgür kılan {Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak (Yuhanna 8:31)} Mesih’e sonsuza dek övgüler olsun!

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ