19 Nisan 2021 Pazartesi

Adalet, herkesin aradığı adalet

SONER TUFAN

29 Haziran 2016 tarihinde Malatya 1.Ağır Ceza mahkemesinde görülen davada bir karar çıkması bekleniyordu. Ne var ki karar büyük olasılıkla 28 Eylül Tarihinde açıklanacak.

Mahkeme salonunda olanlara tanıklık eden biri olarak kısaca izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.

Adalet mi? Adaletsizlik mi mülkün temelidir?

Her mahkeme salonunda, hakim ve yargıçların arkasında, mahkeme salonunda oturanların görebileceği bir şekilde adalet mülkün(devletin) temelidir diye yazar. Devletin temeli adalet üzerine kurulmuştur, evet adalet devletin temeline oturtulmalıdır.

Kutsal kitabımız adalet konusunda binlerce yıl önce sarsılmaz gerçekleri ortaya koymuştur.

Yöneticiler Atamak, Yasa’nın Tekrarı 16.bölüm, 18 “Tanrınız RAB’bin size vereceği kentlerde her oymağınız için yargıçlar, yöneticiler atayacaksınız. Onlar halkı gerçek adaletle yargılayacaklar. 19 Yargılarken haksızlık yapmayacak, kimseyi kayırmayacaksınız. Rüşvet almayacaksınız. Çünkü rüşvet bilge kişinin gözlerini kör eder, haklıyı haksız çıkarır. 20 Yaşamak ve Tanrınız RAB’bin size vereceği ülkeyi miras almak için doğruluğun, yalnız doğruluğun ardınca gidin.

Yalnızca doğruluğun ardından gidin diyor, Tanrı’nın sözü.

Adalet önemli, ne var ki herkesin farklı bir adalet anlayışı var. Malatya 1.Ağır Ceza mahkemesinde herkes adalet yerini bulsun diye çırpınıyordu, Ne var ki herkesin adaletten anladığı farklıydı, hakim de buna dahil.

Zirve yayınevinde 18 Nisan 2007 yılında hunharca cinayetler işlendi. Yaşanan katliamda ağır işkenceye uğrayarak, kesilmedik yeri bırakılmadan şehit edilen Uğur Yüksel’in annesi Hatice Yüksel, hakimin, ‘’ son sözün nedir?’’ sorusuna, ‘’9 yıl geçti, yoruldum, adalet istiyorum, şunları tutuklayın da rahat edeyim,’’ (oğlumun ruhu rahat etsin, kocamın ruhu rahat etsin, devam edebilse tırnak içindeki bu sözleri de söylerdi sanırım) ‘’yeter adalet istiyorum’’ dedi,

Zirve yayınevi katliamında şehitlerimizi ilk duruşmalarda 20’nin üstünde avukat temsil ediyordu, Zirve yayınevinin iki avukatı birkaç duruşmaya katılmıştı, en baştan beri sadık bir şekilde davayı takip eden, dava için zamanını, enerjisini veren, hiç bir karşılık beklemeden tüm duruşmalara katılan 3-5 avukatımızdan ikisi (Ali Koç ve Murat Dinçer)’nin yanında yeni mezun kardeşimiz Hürrem Çevik de kısa konuşmasında, ‘’aradığımız sadece adalet, ama burada bulacağımızı sanmıyorum, umarım şaşırırız!’’ sözleriyle ifade etti.

Murat Dinçer bu davadan adil bir sonucun çıkmayacağını vurguladı, Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir döneminde hukuk devletinin prensiplerinin uygulanmadığını vurgulayarak konuşmasına başladı.

Hukukun ve dolayısıyla alınan kararların hemen hemen her dönem siyasi iklime göre şekillendiğini ifade etti. Zira iki yıl önceki mütalaa ile son mütalaa arasında taban tabana zıtlıklar vardır. Dosyaya yeni ve esaslı bir delil ya da evrak girmemesine karşın önceki hakimin kara dediğine bugünkü hakim ak diyebilmektedir.

Şimdiki siyasi zemin bu davada ancak suç üstü yakalanan 5 katil zanlısının cezalandırılacağını gösteriyor. Oysa dosya kapsamında bu 5 kişinin kendi iradeleriyle davranmadıkları, yönlendirildikleri tartışmasız birçok delil ile sabitken, azmettiricilerle ilgili hiç bir yargılamanın çıkmayacak olması adalete vurulacak en ağır darbelerden biri olacaktır.

Dolayısıyla Suzanna Geske’nin ifade ettiği gibi gelip gidip ‘adalet’ diyoruz, bu cinayetleri azmettirenlerin ortaya çıkmasını bekliyoruz, bu arzu içinde olmasak bunca zaman davayı takip etmemize gerek kalmazdı, zira 114. yapılan duruşmalarda tüm çaba eğer örgütse, o örgütün arkasındaki azmettiricileri bulmaktı derdimiz.

Avukatlarımızın talebi gerçeğe daha yakın olması hasebiyle 24.02.2014 tarihli mütalaa’ya göre bir karar verilmesi yönündeydi, çünkü o mütalaa uzun yıllar boyunca hazırlanan delillerin en iyi yansıtıldığı ve azmettiricileri de içeren bir iddiayı taşımaktaydı.

Ne var ki hangi kritik cinayet davasında ilerleme kaydedildi ki? Bir şekilde katil zanlılarıı yakalandı, bazan hızlı bir şekilde tetikçi yargılandı, kimi zamanlarda da Hrant Dink ve Zirve davasında yayıldıkça yayıldı, esnedikçe esnedi ve sonunda suç üstü yakalanmış 5 katil zanlısı tutuksuz yargılanmak üzere adli denetim şartıyla serbest bırakıldı.
Ail Koç 8 yıl boyunca devam eden dava sürecinin sonunda elde edilenin bir hiç olduğunu ifade ederek, gerçek anlamda adaletin sağlanmadığı her davanın adalete darbe vurduğunu ve ‘’Kırmızı Pazartesi’’ cinayetlerinin de sonunun gelmeyeceğini sözlerine ekledi.

Evet herkes adalet istiyor, ama herkesin adalet anlayışı farklı. Yasaları temsil eden hakimin bile yasalardan bağımsız, siyasi iklime ve zemine endeksli bir adalet inancı var. Bizim açıkçası 8 yıllık bir mücadelemiz olmasa bile adaletin yerine geçmeyeceğini yaşadığımız sayısız deneyimle bilmekteyiz, lakin mücadele sürsün ki adalet arayışında tuğla üzerine tuğla konsun.

Bütün bunlardan bağımsız olarak bir miktar da katil zanlılarından söz etmekte fayda var. Her biri 70’li yıllarda doğmuş olan bu gençler işledikleri bu cinayetten dolayı kendilerini birer kahraman olarak görüyorlar, zaten tutuksuz yargılandıkları için ellerinde tesbih, son model akıllı telefonlarıyla adliye önünde katil zanlısı arkadaşlarıyla selfi çektirip ellerini kollarını sallayarak ortada dolanıyorlar.

Hayattan kopardıkları Tilman, Uğur ve Necati’nin ailelerini, çocuklarını ya da canlarını zerre kadar düşünmüyorlar, sanki adam değil de bir ağaç kesmiş gibi rahatlar.

Tabii ki burada açıklayıcı kelime vicdan olacaktır. Hrant Dink’in katili olan Ogün Samast ile ilgili rapor hazırlayan psikologların söylediği bir cümle her şeyi anlatmakta. Bu gencin vicdan duygusu gelişmemiştir.

İnsan vicdanlı olmayınca, vicdanını yitirince her şeyini yitirir. Sanırım bu davada yargılanan 5 gençte eksik olan Vicdandı,

Adalet gerçekten de temeldir, sadece temel değil, atmosferdir, yaşamdır.

insan vicdanını, devlet de adaletini yitirince geriye insana dair çok az şey kalıyor…
https://twitter.com/sonertufan

Rus Rahip İntihar Etti

Rusya'nın Rostov şehrinin Metropolit sözcüsü Igor Petrovsky, RIA haber ajansının raporuna göre, Rostov-on-Don bölgesinden bir rahip ve...

Türkiye’nin İlk Gastronomi Köyü’nün Temelleri Atıldı

Türkiye'nin son Ermeni köyü olan Vakıflıköy'de Gastronomi Köyü'nün temelleri atıldı. Samandağ Belediyesi'nin öncülüğünde kurulan ve belediyenin ortak...

Ortodoks Cemaati, Oruç Dönemini Kiliseden Uzak Geçiriyor

Kutsal Diriliş öncesindeki oruç döneminde gerçekleştirilen ‘Kutsal Ayinler’ salgın kuralları gereğince, Türkiye'deki tüm kiliselerde cemaatin kısıtlı katılımı...

Ermeni Apostolik Kiliselerinde ”Yeşil Pazar” Haftası

Türkiye Ermenileri Patrikliğinin, salgın önlemleri kapsamında aldığı, kiliselerde her türlü tören icrasının askıya alınması kararının ardından, hafta...

Bu haberleri okudunuz mu?Benzer İçerikler
Sizin için önerildi