7 Mart 2021 Pazar

”Değişen bir şey yok”

tek-logo

Soner Tufan

Protestan Kiliseler Derneği Basın Sözcüsü

www.twitter.com/sonertufan

Değişen bir şey yok. Protestan Kiliseler Derneği Hukuk ve İnanç özgülüğü İzleme Kurulu, 2012 yılı Hak ihlalleri İzleme Raporunu hazırladı. Rapor 10 yıl önce yaşanan hak ihlallerinin bu gün de yaşandığını ortaya koymaktadır.

2012 yılında hem kilise önderlerine, hem ibadethanelerine yönelik fiziksel saldırılar hız kesmeden devam etmiştir. Halen ibadet yeri oluşturma ve ibadethanelerin kullanımı konusunda sorunlar devam etmektedir. Çözüm diye sunulan dernekleşme kısmen faydalı olsa da sorunların önemli bir kısmını çözmemiştir. Okullardaki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri ile ilgili sorunlar devam etmektedir. Din adamı yetiştirme hakkı halen geri verilmemiştir. Yabancı uyruklu din adamlarının ve kilise önderlerinin Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmıştır.  Kimliklerde bulunan din hanesi yine yerli yerinde durmaktadır. Ayrımcığının besin kaynaklarından biri olarak varlığını sürdürmektedir.

Raporlar göstermektedir ki, nefret söylemleri ve nefret suçları ciddi anlamda devam etmiştir. Öyle bir noktaya gelinmiştir ki, ‘2012 yılında Tanrı’ya şükürler olsun yetkililer tarafından kapatılan bir ibadet yeri olmadı’ diye sevinebiliyoruz. Bu bile geldiğimiz noktayı ortaya koymaktadır.

Bazı kiliseleri devletin mevzuata uymuyor diyerek kapatması gerekmiyor. Ancak bu kiliselerin bir kısmı saldırılar ve tehditlerle din adamları yıldırılarak kapatılabilmektedir. Zira İzmir Çeşme Lütuf Kilisesi önderi Engin Duran’ın yaşadıkları zorbalığın geldiği noktayı ortaya koymaktadır. Evinin kapısı radikal dinci gruplar tarafından sabahın üçünde zorlanmış, tehdit edilmiş ve kilise olarak kiraladığı ibadethaneyi ve evini kapatarak temelli olarak Çeşme’den ayrılmıştır. Onun ayrılmasıyla birlikte ilçede yaşayan az sayıdaki imanlı ne yapacağını şaşırmış bir şekilde ortada kalmıştır. Onlara zülmeden kişiler ne yazık ki amaçlarına ulaşmıştır.

Samsun Agape Kilisesi kurulduğundan bu yana her türlü saldırının hedefi olmuştur. 2012 yılı Agape kilisesi için saldırıların eksik kalmadığı bir yıl olmuştur.

Bahçelievler Lütuf Kilisesi önderi Semir Serkek kilisenin kapısını zorlayarak gençler tarafından darp edilmiştir.  Sert bir şekilde tekmelenen ve tehdit edilen kilise önderi bu tip saldırılarla yaşamı boyunca birçok kez karşılaşmıştır

İzmir Konak’ta bulunan Dua evi diye bilinen ibadethane yine gençler tarafından saldırıya uğramıştır.  Sözlü, yumurtalı saldırılar sonunda gençler silah göstererek tehditlerinin dozunu artırınca büyükler araya girmiş, gençler de özür dileyerek kilise görevlileri şikayetlerini geri çektiğinden adli süreç bitmiştir.

Yıllardır rastladığımız sivil polislerin ve sivil polis kılığına girmiş kişilerin tacizleri yeniden hortlamış durumdadır. Zira bu kişiler güya kiliseyi korumak için geldiklerini söyleyerek kiliseye gelen kişilerle iletişim kurup onları tehdit ederek kiliseye gelmemeleri konusunda uyarmakta, aileleriyle bağlantı kurularak çocuklarının Hristiyan olduğu bildirilmekte, ‘başın belaya girer’ diyerek korkutulmaktadırlar.  Bu adil olmayan muameleye maruz kalan Hristiyanlar sonuç olarak bir şey çıkmayacağını düşündüğü için suç duyurusunda bile bulunmak istememişlerdir. Ancak şu var ki bu ucuz yöntemler çoğu zaman imanlı kardeşlerimizin kiliseden, Rab’den uzaklaştırmaktan ziyade onların Tanrı’ya daha büyük bir güçle sarılmasına, inancının derinleşmesine hizmet etmektedir.

Korsan kilise, dükkandan bozma kilise suçlamalarını yönelten insanlara kilise önderlerinin bir kiliseye sahip olmak için çalmadıkları kapı kalmadığını ve bürokrasinin dehlizlerinden kaybedildiğini, AB yasalarına göre ibadethane açılabilmesinin önünün açıldığı iddia edilen yasal değişikliğin üzerinden 8 yıl geçmesine karşın İstanbul’daki bir vakıftan başka hiç bir girişimin sonuç vermediğini ifade etmekte fayda vardır.

Zorunlu din dersine kimliğinde Hristiyan yazan kişilerin girme zorunluluğu olmasa da İzmir ve Diyarbakır’da öğrenciler Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine girmeye zorlanmıştır. Ayrıca 444 gereği yapılan değişiklikle temel dini bilgiler, Kur’an ve Peygamberin hayatı gibi zorunlu seçmeli derslerden birini seçmeye zorlanan bir Protestan öğrenci dersi almazsa ders sayısını doldurmadığından sınıfta kalacağı bildirilerek Müslümanlık derslerini zorla almak durumunda bırakılmıştır. Hiç bir çözüm bulamayan aile taşınmak zorunda kalmıştır.

Din dersine girme zorunluluğundan kurtulan öğrenciler zorla inancını açıklamak durumuna düşürülmektedir, derse girmekten kurtulsalar bile sorun çözülememekte, arkadaşları arasında sivrilmektedirler. Müdür odasında ya da kütüphanede o zamanı geçirmek durumunda kalmaktadırlar. Bu bir ayrımcı söylemin zeminini yarattığından çoğu öğrenci bir mücadele sonunda kazanabileceği bu hakkı kullanmak istememektedirler.

Halen din görevlisi yetiştirme sorunu çözülememiştir. Kilisede hizmet edecek önderlerin yetişmesi konusunda hiç bir adım atılmamıştır. Bu hak diğer haklar gibi verilmeyen haklar hanesinde uzun süredir asılı durmaktadır.

Tüzel kişilik sorununun dernekleşme yoluyla olacağı önerisi bizzat Cemil Çiçek’ten gelmiştir, ancak bu kiliseye tüzel bir kişilik ve dolayısıyla haklar kazandırmaktan ziyade devletin yazışmalarını rahatlatan bir muhatab bulmasının yaratıcı yollarından biri olmanın dışında bir anlam taşımamaktadır.

Türkiye’de kimliğini değiştiren Protestanlarla değiştirmekten imtina eden Protestanların sayısı birbirinden farklıdır. Zira birçok Protestan kimliğini değiştirip her yerde ayrımcılığa uğrayacağına bu yola hiç girmemektedir.

Hristiyanlık karşıtı yayınlar ana akım medyanın basılı ve görsel mecralarından çıkıp internette etkin olmaya başlamış, sanal aleme taşınmıştır.

Adalete duyulan inancın azalması, bu belki de Protestan Toplumunun en acı haykırışıdır, zira yıllar yılı hukuki yollara başvurup hiç bir sonuç alamayan mağdurlar adalete inancını yitirdiğinden artık suç duyurularıyla ya da davalarla uğraşmak istememektedirler.

Sonuç itibariyle geçen yıl, önceki yıl ve daha önceki yıl hazırlanan hak ihlalleri  raporlarıyla 2012 raporu farklı değildir. Yani Hıristiyan toplumunda yeni bir şey yok. Saldırılar, ayrımcılıklar, ibadethane meselesi, eğitim meselesi olduğu gibi aynı yerde durmaktadır. Ancak bu engellemeler ve saldırılar imanlıları yıldırmaktan çok onların derinleşmelerine hizmet edecektir. İsa’nın kendi bedeninde taşıdığı acılara bu şekilde ortak olmak, zulme uğrayanlar için bir ayrıcalık, bir onurdur. Şaşırtıcı değildir. Tanrı bizimle birliktedir ve bizi koruyacak, bizi kutsayacak, bizi büyütecektir.

Kürtajın, Ulusal Ölüm İstatistiklerine Dahil Edilmesi İstendi

Rus Ortodoks Kilisesi’ne bağlı Sinodal Sosyal Hizmet ve Yardım Dairesi Anneliği Koruma Bölümü başkanı Maria Studenikina, kürtajı...

Madrid Başepiskoposluğu, İstismar Mağdurlarına Destek Verdi

Madrid Başpiskoposu, 2020'de 75'i doğrudan mağdur ve 10'u aile üyesi olmak üzere 85 istismar mağduruna destek hizmetleri...

Katolik Liderler, AB’yi Aşı Dağıtımında Dayanışmaya Davet Etti

Avrupa'daki Katolik liderler, Avrupa Birliği'ni COVID-19 aşısının dağıtımını ve uygulanmasını dayanışma, kardeşlik ve sosyal adalet ilişkileri içinde...

Video Oyunları Aracılığıyla Müjdeyi Paylaşıyor

Kendini profesyonel oyuncu olarak tanımlayan Anglikan rahip, genellikle kilise ibadetlerine katılmayanlarla bağlantı kurmak için video oyun becerilerini...

Bu haberleri okudunuz mu?Benzer İçerikler
Sizin için önerildi