23 Haziran 2021 Çarşamba

“Galiplerden Üstün”

Soner Tufan

Malatya Zirve Yayınevi Katliamı davasında önemli bir dönemeçteyiz. Her ne kadar geçtiğimiz en azından 10 yıllık süreç içinde işlenen birçok faili meçhul cinayetin yanıtları bu iddianamede olsa da, buna neredeyse tüm medya kuruluşları çekinceli yaklaşıp hiç konuşmasalar da çok önemli olduğunu biliyoruz.

2. iddianame geçtiğimiz hafta mahkeme tarafından kabul edildi.

Neler neler var iddianamede? Okumayanlar ya da okumayı uzun iş görenlere her klasörü birer cümleyle özetleyeyim, kendi bakış açıma ve değerlendirmeme göre.

İlk olarak bu iddianame meşhur gizli tanık! İlker Çınar’ın ifşaatlarından oluşuyor. Doğrularla yalanların birbirine karıştığı bir dizi itiraftan meydana geliyor.

Bugün gazetesi köşe yazarı ve gazetenin Ankara temsilcisi Adem Yavuz Arslan’ın, “Ergenekon’un Zirvesi” adlı kitabı iddianame hakkında epey bilgi veriyordu. Tabii ki iddianamede çok enteresan ve trajikomik hikâyeler de yok değil.

İlk klasör iddianamenin bir özeti, olayların ana hatlarıyla sıralanışı gibi.

İkinci klasör misyonerlik karşıtı kampanyaların en can alıcı, en yakıcı, en yıpratıcı ve kırıcı örneklerinden özel olarak seçilmiş. Zira sözü edilen derin yapının amacı; artık her neyse AKP hükümetini yıpratmak, batı kamuoyu ile bağlantısını koparmak, ülkede kargaşa ortamı oluşturarak, terör yaratmak, böylece darbe zeminini kurup hükümeti görevden uzaklaştırarak yönetimi ele geçirmektir.

Elverişli ortam öncelikli olarak azınlıkları hedef alan “operasyonlar” düzenlemekti. AKP’nin dış dünya ile bağlantısını kesmenin ve itibarını yok etmenin en kestirme yolu buydu. Nasıl yapılacaktı, önce bir hedef seçilecekti, MGK bunu 2004-2005 yılında yaptı. Misyonerler tehlikeliydi, çoktular, bölücüydüler… Onlarla mücadele etmek gerekiyordu.

Planın her bir aşamasında medyaya büyük görevler düşüyordu ki bu rolünü iyi oynadı.

Üçüncü klasör başta İlker Çınar’ın gerçekten ayrıntılı, bol bilgi verici, verdiği bazı bilgileri sağlam temellere dayandırarak güçlendirdiği ihbar mektuplarına ayrılmış.

Tabii ki dördüncü klasör İlker Çınar’ın ihbar mektubunda söylediklerinin değerlendirilip teyit edildiği onay paragraflarından oluşuyor. Zira değerlendirmeyi yapan isimler, “İlker Çınar’ın beyanları doğrulanmıştır!” cümlesini onlarca paragraf sonra yineliyorlar.

Beşinci klasör telefon kayıtları ve HTS kayıtlarını, aramaları, ortam dinlemelerini ve bunların teyit edilmesini içeriyor. O telefon kayıtlarında neler neler var bir bilseniz.

En sık kullanılan argüman ülkedeki misyonerin yarattığı tehlikedir.

Oysa memleketimizde 75 milyona yakın insan yaşarken, 4-5 bin civarında bir sayıya sahip Hristiyan toplumu nasıl bir tehlike yaratabilirdi, kimse sormayı akıl edemedi.

Böylelikle kurulan plan gerçekleşti, ülke daha radikalleşti. Daha milliyetçi damarlara sahip oldu. Daha hoşgörüsüz ve tahammülsüz bir hale geldi. Bunları gerçekleştirirken en sadık yardımcıları da tabii ki medya oldu.

İddianamenin ikinci klasöründe basın yoluyla Hristiyanları yalnızlaştırmanın, ötekileştirmenin, öcüleştirmenin ve hedef göstermenin en güzel örnekleri yer almakta.

Peki, bunu neden yaptılar ki? Onlara göre ülke tehlikedeydi, kurtarmak gerekirdi, ancak kurtarmak uğruna üç beş kişinin feda edilmesi, ülkenin kurtarılmasının yanından teferruattı ki Malatya’daki kardeşlerimiz de birer “teferruat” tı. Bu teferruatları ortadan kaldıracak olan yapı da TUSHAD’tı.

Bütün bu eylemleri gerçekleştirmek için lazım olan da tabii ki istihbarattır. İstihbarat işi kolaydır, 12 kişilik Mersin Protestan Topluluğu’nda 3 haber elemanı vardır ve enteresan olanı uzun bir süre birbirlerinden de haberdar değillerdir. Bu kadar küçük bir toplulukta bu kadar istihbarat elemanı varsa, kim bilir büyük topluluklarda kimler vardır? Hele birbirimizi aile gibi görüp tüm hayatımızı resmettiğimiz Facebook gibi uygulamalar kimlerce takip edilmektedir, artık istihbarat elemanlarının dibimize girmesinde de gerek yoktur, Hristiyanca bir isimle bir grup kurup Türkiye’deki hemen hemen tüm Hristiyanlarla arkadaş olmuyorlar mı? Şimdi dönüp tanımadığınız kişileri arkadaşlarınız arasından çıkarma zamanıdır. Tabii ki biz saldırıya açığız, herkesi seviyor, herkese inanıyoruz, öğrenmek isteyen herkesi kabul ediyoruz, ancak biraz hikmet fena olmaz. Örnekse Hüseyin Yelki, açın bu yazıyı okuyan sevgili kardeşlerim, aranızdan hangileri Hüseyin Yelki ile arkadaş? Sözü edilen zat-ı muhterem cinayetin azmettiricilerinden, jandarmaya ve azmettiricilere bilgi veren haber elemanlarından biri. Kaç Hristiyan onunla arkadaş? Ben onun profiline girip baktığımda Türkiye’nin önde gelen birçok önderinin onun arkadaş listesinde olduğunu görüyorum. Evet saf olalım, saf kalalım ama biraz da akıl insanı çok tehlikeden korumaz mı?

Katliamı azmettirenler, cinayetlerden 4 ay sonra Malatya’da bir araya gelerek bir değerlendirme toplantısı yaparlar ki bu da 6.klasörü dolduracak kadar uzun bir toplantıdır.

Kimi yerlerde komiktir, güya Hristiyan uzmanı olan İ.Ç. bildiğimiz Kitab-ı Mukaddes Şti’ne Bible security der, isimleri, kişilerin görevlerini karıştırır, bol keseden atarak dinleyenleri heyecanlandırır ve her heyecanlandırdığında kendi kesesini doldurur.

Toplantı sırasında Tilmann’dan söz ederlerken, “merhum…” diye başlayıp “ha ha ha” diye böğürür gibi gülerler.

Misyonerler kaybetmiştir, yıkılmışlardır, ölmüşlerdir, aileleri babasız kalmıştır. Onlar da istedikleri gibi ulu orta yerde misyonerlik yapmasınlardı, memleketti, teferruattı.

Bu iddianame hepimizin arzu ettiği ve karanlıklar aydınlansın diyerek dua ettiğimiz sona yaklaşmış durumdayız. En azından hiçbir zaman bu kadar yakın olmamıştık. Zira iddianamede telefon kayıtları, HTS dökümleri, ortam dinlemeleri, ifadeler, mektuplar ve ilişkiler ağı gerçeği açıkça ortaya koyuyor.

Bizi koruması, kollaması gereken Jandarma ve öbür güvenlik güçleri çeşitli yapılar oluşturup cinayetleri taşeronlar aracılığıyla gençlere yıkıyorlar. Bunun için haber elemanlarını kullanıyorlar, İncil’i, Hristiyanlık’ı öğrenmek istiyorum, aydınlanmak istiyorum diyerek içimize giriyorlar kolayca, saklayacak bir şeyimiz olmadığından bildiğimiz her şeyi öğreniyorlar, bilgi kirliliği yaratıyorlar, toplumu yanıltıyorlar, öyle kurnazlar ki yaptıkları çoğu şeyi anlamıyoruz. Safız ya, oysa İsa, “güvercin gibi saf, yılan gibi de akıllı” olmamızı salık verirken, biz işin ancak saflık kısmında kalıyoruz.

Safız tabii ki, kurbanlık koyunlar gibi öldürülüyoruz, her türlü işkence ile karşılaşıyoruz, zorluk çekiyoruz. Bize bunları yapanlar bizim kaybettiğimizi düşünüyorlar. Öldüğümüzü, yok olduğumuzu, dersimizi aldığımızı düşünüyorlar, artık ne Malatya’da, ne de başka bir kentte artık “misyonerler” ellerini kollarını sallayıp gezemezler.

Oysa, “biz gördüklerimizi ve düşündüklerimizi anlatmadan edemeyiz, … Zaman uygun olsun, olmasın biz yine de Tanrı’nın Sözü’nü duyururuz. …bırakın galip olduklarını sansınlar, biz galiplerden üstünüz”

www.twitter.com/sonertufan

DSÖ: Yoksul Ülkelere Dağıtılan Aşılar Tükendi

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) COVAX kapsamında yoksul ülkelere dağıtılmak için sağlanan aşıların tükendiğini duyurdu.Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ),...

Noel Baba, Demre’de Gecikmeli Olarak Anıldı

Dünyada 'Noel Baba' olarak tanınan 'Aziz Nikolaos', mezarının bulunduğu Antalya'nın Demre ilçesinde anıldı. Her yıl ölüm yıl...

Van’daki Saint Thomas Ermeni Manastırı Kaderine Terk Edildi

Van Gölü’ne karşı ihtişamlı güzelliğiyle bilinen Saint Thomas Ermeni Manastırı, bakımsızlıktan ve ilgisizlikten yok olma tehlikesiyle karşı...

Papa Françesko: ‘‘Küçük Gıda Üreticilerine Yardım Edin’’

Papa Françesko, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, dünyanın küçük gıda üreticilerine yardım etmek için daha fazlasını yapması gerektiğini...

Bu haberleri okudunuz mu?Benzer İçerikler
Sizin için önerildi