20 Ocak 2022 Perşembe

Hücrelerimiz Kendisini Neden Yok Ediyor?

2016 Nobel tıp ödülünü alan çalışmada ‘Vücudumuzun Kendisini neden yok ettiği’ sorusu üzerine araştırmalar yapıldı.

Bilim insanları bir hücreye baktığında, kendi proteinlerini ve hücresel yapılarını yok ettiğini gördüklerini ve akıllarına “Hücre bu fedakarlığı neden yapıyor? Faydası nedir?” gibi soruların geldiğini söylüyorlar.

Otofaji yani hücrenin kendini yeme süreci diye adlandırılan hayatta kalmak için o kadar hayati önem taşıyor ki, Ekim ayında açıklanan 2016 Tıp Nobel Ödülünü aldı. Kazanan Yoshinori Ohsumi, bu karmaşık sürecin keşfini bir sürpriz olarak nitelendirdi.

İmha etmek, sezgilere aykırı ve hatta tehlikeli görünüyordu. Bu noktaya kadar hücresel biyolojinin mantığı, sağlık ve hayatta kalmanın anahtarı, protein inşa etmekti, onları yok etmek değildi. Çok enerjinin ve kaynağın içeriye dökülmüş olduğu bu yapıların kontrollü, ancak yıkıcı yıkımı şaşırtıcıydı. Açlık çeken bir hücre tüm organellerine sahip olmayı tercih etmiyor muydu – tıpkı bir vücudun tüm organlarına sahip olmayı tercih ettiği gibi? Bir hücre terslik durumunda inşa etmek için çalıştığı bir şeyi yıkacak mıydı?

Ohsumi’nin ekibi daha fazla araştırdıkça, otuz yıldır kullanılan metafor bir değişti. Otofajinin yani hücresel yamyamlık yerine, hücresel budama olduğunun farkına varıldı. Ohsumi, “Organizmalar iyi bir gerekçe yoksa değerli kaynaklarını asla boşa harcamazlar ve bozulma yeni hayat yaratmak için gerekli olan bir süreçtir” diye açıkladı.  Özünde yıkım olan ancak pervasız olmayan bir süreç vardır. Ayrım gözetmeksizin kendisinin parçalarını yok eden bir hücre uzun yaşayamaz, fakat; yaşlı ve kusurlu taraflarını yenilemek için bir hücre gelişecektir.

Ohsumi’nin 1990’lı yılların başındaki çalışmasından bu yana, dünyanın dört bir yanındaki araştırmacılar insan vücudundaki her dokuda otofaji bulmuş ve en sık görülen hastalıklarımızda rolünü tanımlamış. Embriyolar gibi sağlıklı hücreler paketlenir, iç parçalarını ve proteinlerini parçalayarak şaşırtıcı bir canlılığa sebep olur. Eski proteinler yenilere dönüştürülür, bakteriler yok edilir ve gereksiz organellerle bağlanan besinler daha kritik süreçlere için yönlendirilir.

Ohsumi ve diğer araştırmacılar bu hücre içi soyma sürecinin değerini ortaya koyarken, daha fazla soru sormaya başladılar. Soruların başında: Eğer hücrelerimizdeki budama onları sağlıklı hale getirirse, onu nasıl yüksek hıza sokabiliriz? Otofagositik yan ürünlerimizi mikroskobunun merceklerin altına döküp izlerken Ohsumi’nin verdiği cevabı, kıtlıktı oldu.

Terslik, yalnızca birkaç biçimde bir hücrede ortaya çıkar ve onlardan en önemlisi açlıktır. Bu fiziksel stres, dış ortamda yiyecek bulamayan aç hücrelerin dikkatini çekerek temizlik sağlar. Bolluk zamanlarında göz ardı edilmiş kırık proteinleri ve organelleri bulurlar. Başka seçenekler olmadığı için, bu ihmal edilen kalıntıları, toplayıp sert zamanlar için yeni, sağlıklı proteinler oluşturarak gereken moleküler “tuğlalar” a geri dönerler. Diğer bir deyişle, aşırı bir seviyeye varmadıkça veya çok uzun süre kalmadıkça, kısa oranlardaki oruç tutma veya stres, daha sağlıklı, daha canlandırılmış organizmalara neden olur.

Nobel komitesinin de değerlendirdiği gibi, aslında yeni araştırma yolları da açılmış oldu. Fakat aynı zamanda, kavram oldukça tanıdık geliyor. Sağlıklı kalmak için budamak mı lazım? Evet. Tanrı, Yuhanna 15: 2’de bizde ‘meyve vermeyen her çubuğu kesip atar, meyve veren her çubuğu ise daha çok meyve versin diye budayıp temizler’ diyor. Biz bir terslik durumunda terslik, dengeleme ve hatta tahmini ölümle büyüyor muyuz? Tabii ki. İbraniler 12:11’de “Terbiye edilmek başlangıçta hiç tatlı gelmez, acı gelir. Ne var ki, eğitilenler için bu sonradan esenlik veren doğruluğu üretir”diye geçiyor. Açlığı hiç tanımamış bir organizma da gerçek canlılığı bilebilir mi? Kesinlikle. Yakup 1: 2-4 ‘Kardeşlerim, çeşitli denemelerle yüz yüze geldiğinizde bunu büyük sevinçle karşılayın. Çünkü bilirsiniz ki, imanınızın sınanması dayanma gücünü yaratır. Dayanma gücü de, hiçbir eksiği olmayan, olgun, yetkin kişiler olmanız için tam bir etkinliğe erişsin.’ Belki de bilim, kendisini sürekli ve değişmez tanıtan Tanrı’nın yarattığı dünyayı araştırdığından, sonuçlar dünyamızın her alanında tanık olduğumuz gerçekleri yansıtmaktadır.(Elise M.)

Kamp Armen İnşaatı Başlıyor

Tuzla'da Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi ve Mektebi Vakfı’na ait arazi üzerine 100 gencin kalabileceği yurt ile kültür...

Hrant Dink Ölümünün 15. Yılında Anıldı

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 15. yılında vurulduğu yerde, vurulduğu saatte anıldı. Salgın koşullarına...

Papa’nın Ocak Ayı Duası: “Dini Zulme Uğrayanlar”

Papa Françesko, 2022'deki ilk dua mesajını dini ayrımcılık ve zulümle mücadeleye adadı ve bize din özgürlüğünün ibadet...

Kardinalden Barış ve Bağışlama Çağrısı

Ciddi bir insani krizle sonuçlanan çatışmalarla mücadele eden Etiyopya'da, Kardinal Berhaneyesus Souraphiel, halkı barışı engelleyen her türlü...

Bu haberleri okudunuz mu?Benzer İçerikler
Sizin için önerildi