18 Nisan 2021 Pazar

İzmir için çekilmiş bir “hasret” filmi

“BİR GEVREK BİR BOYOZ IKI DE KUMRU”

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü öğretim görevlisi Dr. Osman Dikiciler’in ilk uzun metrajlı filmi “Bir Gevrek, Bir Boyoz, IKI de Kumru”nun galası 30 Nisan 2013 Salı günü Beyoğlu Atlas Sineması’nda yapıldı. Hem senaryoyu yazan, hem de filmi yöneten Dikiciler, “ne kalanlar gidebilir, ne de gidenler geri dönebilir” diyor afişte, ki İzmir için bu çok doğru.

408988_10151485626239318_1723351594_n
Filmde Yunanistan’a göçe zorlanmış Hristo Bey’in 55 yıl sonra İzmir’e geri dönüşü ve ölen karısının küllerini İzmir Körfezi’ne dökmeden önce eski komşuları ile karşılaşması anlatılıyor. Hristo’yu İzmir’e getiren uçakta İstanbul’da yaşayan ve büyük bir aşk acısı nedeni ile 9 yıldır İzmir’e hiç gelmemiş olan oyuncu Tan da bulunuyor ve burada yolları kesişiyor.
Dikiciler, İzmir dışında yaşayan tüm İzmirlilere çok büyük bir hediye sunmuş bu film ile. Sadece Rumlar, Levantenler ve Sefaradlar gitmedi İzmir’den. “Keşke gidenler hiç gitmeseydi” diyor ya filmde Selçuk Uluergüven, işte bu sözlerle benim gibi çeşitli mecburiyetlerden dolayı İzmir’den ayrılmak zorunda kalıp başka bir şehrin illuzyonuna kapılanların yüreğine çok acı sitem sözleri fısıldıyor senarist. İş imkânlarının oldukça kısıtlı olması gibi sebeplerle üniversite mezunu yaşıtlarımın büyük çoğunluğu ya İstanbul’a, ya da yurt dışına göç ettiler. Kalan az sayıda dostumla görüştüğüm zaman “İstanbul’da yaşanır mı?” diyorlar, ben de onlara İzmir’de iş bulamayacağımı söylüyorum. “Peki İzmir’de yaşayan milyonlarca insan işsiz mi?” diyorlar, cevap veremiyorum.577490_10151485630359318_2082329401_n
Pasaport İskelesi’ne yürümekte olan iki kişiden biri diğerine, “koşma, daha iki dakika var, yetişiriz” diyor. “İzmir işte bu!” diyorum yanımdaki arkadaşımı dürterek. Otele gidecek parası olmayıp Kordon’daki banklarda uyuyan kişilere esnaf simit ve çay getiriyor ve para istemiyor, sadece bardakları geri getirmelerini rica ediyor. Dışarıda yatanlar, esnafın bu hareketine anlam veremiyor. Salondaki İzmirliler, orada olmak istiyor. İzmir’in kadınsı zerafetini özlüyoruz, gözlerimiz doluyor. Tan’ın annesi oğlunun gelişine yemekler yaparak hazırlanıyor, balkonda yemekler yeniyor… Görüntü, şive, herşey İzmir’i özleyenler için yapılmış.
Film boyunca dostum Maria Rita Epik’in “İzmir” şarkısı içimde tınlayıp duruyor:
“Aylar sonra yine dönüyorum sana, yalvarırım, al beni kucağına. Akmayan sularına, pis körfezine rağmen, İzmir senden başka şehir sevemem!”
İzmir’in dışında daha iyi bir hayat olabileceği İzmirlilerin akıllarına gelmez. Onlar zaten dünyanın en güzel ve zarif şehrinde yaşıyorlardır. Kimse kredi kartı borcu için intihar etmez, trafikte yol kavgası yapmaz, arabalarında kavga etmek için levye ya da beyzbol sopası taşımaz. Parası varsa lüks restorana gider, ertesi gün beş parasız kalırsa da simit yer ama hep aynı Körfez’in sularına bakarak mutlu olur. “Çingenenin parası yarına bayatlar” derler ya, İzmirli de keyfi için parasına acımaz.
Amerika’ya çalışmak için gitmek isteyen, evlenmek üzere olan bir çift de var filmde. Uzaklarda zenginlik ve refah dolu bir hayat olabileceği hayalini kurar birçok İzmirli, ama ölüm kalım meselesi değilse o hayatın suratına bakmak istemez. Bir de Hristo Bey gibi göçe zorlananlar vardır. Türkiye’de “gâvur”, Yunanistan’da “Türk tohumu” denilen. Ama gerçek İzmir ruhu Hristo’yu da sever, Moris’i de, Maria’yı da. Film boyunca melodisi kulaklarınızı dolduran “Şu İzmir’den çekirdeksiz nar gelir… Gâvur İzmir, Kordon boyun şen olsun, seni benden ayıranlar kör olsun” namelerini dinlerken bunu düşünüyorsunuz ister istemez.
599171_10151458001029318_1650570519_n“Ben çocukken İzmir’den giden insanları gördüğümde inanamazdım” diyor evlendikten sonra Amerika’ya gitmek isteyen genç. Birçok “kalan” İzmirli, “gidenlerin” nasıl gidebildiklerine, başka bir şehirde nasıl mutlu olabildiğine inanamaz. Başka bir şehirle aldatırsanız İzmir’i, o da sizi bırakır, gücenir. Anca “emekli olunca İzmir’e geri dönerim” dersiniz. O da çoğu zaman gerçekleşmez. Gerçekleşse de hayat sizi çok yıpratmıştır. Filmde de dendiği gibi “artık posanız çıkmıştır”. Daha posanız çıkmamışken İzmir ile yeniden barışmak istiyorsanız, oraya daha sık gitmeniz hatta oraya geri dönmeniz için sizi itecek sihirli bir güç var bu filmde.
İzmirlilerin, özellikle de İzmir’den ayrılan ama kalbi orada kalanların mutlaka izlemesi gereken bir yapıt. İzmir’e dargınsanız ve uzaklaştıysanız, hem hasretinizi bu filmle giderin, hem de İzmirle yeniden barışın. Teşekkürler Osman Dikiciler.

Hatay’daki Ortodoks Kiliselerinde ‘Kutsal Haça Secde’ Ayini

Paskalya Oruç döneminin üçüncü Pazar'ında gerçekleştirilen ‘Kutsal Haça Secde’ (Ehhed el Zuhur) Ayini, Hatay’da İskenderun Aziz Nikola Rum...

“Dünya Yaşamı İçin Ekümenik Okumalar” Semineri Gerçekleşecek

Amerika Yunan Ortodoks Başpiskoposluğu, Ulusal Kiliseler Konseyi, Graymoor Ekümenik ve Dinler Arası Enstitüsü ve Kilise Araştırmaları Ağı...

Çin’de, Ev Kiliselerine Yönelik Baskı Artıyor

Çin Komünist Partisi, yasadışı ev kiliselerinde ibadet eden milyonlarca Hristiyanı ilgilendiren bir kategori olan, ‘yasadışı sosyal örgütlerden’...

Zirve Yayınevi Katliamı’nın Kurbanları Çevrimiçi Anılacak

Malatya'da 18 Nisan 2007'de Hristiyan içerikli kitap dağıtımı yapan Zirve Yayınevi'nde çalışan Alman uyruklu Tilmann Ekkehart Geske...

Bu haberleri okudunuz mu?Benzer İçerikler
Sizin için önerildi