31 Temmuz 2021 Cumartesi

Design Museum’da “Moving to Mars” (Mars’a Taşınmak) Adlı Bir Sergi Açıldı

Sergi; Mars görselleri, Mars’a yolculuk, Mars’ta yaşam, Marsın geleceği ve Dünyaya dönüş olarak 5 bölüme ayrılıyor. Sergide şimdiye dek uzay araştırmalarında kullanılan donanımlar ile ünlü tasarımcıların tasarladığı, geleceğin ekipmanlarına yer verildi. 

Mars hayali kuranlara, en iyi teknolojiyle bile en az 8 ayda varılabilen, soluyacak bir atmosferi olmayan,atmosfer basıncı da ortalama 721.7 pascal olan, minimum -95° ile maksimum -15° derece arası sıcaklıklara sahip kızıl bir çöl olduğunu hatırlatmakta da fayda var. 

Mars yolculuğu sırasında sınırlı kaynaklar ile bir hayat sürdürmenin yolları araştırılıyor.  Bu araştırmalar, dünyada da daha sürdürülebilir bir hayat kurmada yardımcı kaynak olacak.   

Dezeen köşe yazarı ve Sergi küratörü Justin McGuirk: “Mars’ı Gezegen B olarak görmüyoruz. Çünkü orada doğal kaynaklarımız çok kısıtlı olacak ve bu dünyada göstermediğimiz titizliği orda göstermemiz şart olacak. Oksijenimizi geri dönüştürmek, suyumuzu geri dönüştürmek ve atıklarımızı hayatta kalmak için tekrar kullanmak zorunda kalacağımız bir ortamdan bahsediyoruz. Tüm bunlar bizlere bu gibi problemleri dünya üzerinde de çözmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Bu yüzden dünyada sahip olduğumuz bunca imkân varken hala kaybetmek üzere olduğumuz kaynaklar konusunda önlem alabiliriz. Şu dakika hiçbir ekipman ve teknoloji olmadan birini marsa gönderseniz orada bir saniye bile yaşayamaz, bu yüzden bir şey yapabiliyorsak önce dünya için yapmalıyız” açıklamasında bulundu.

Sergi kapsamında Marsta yaşamanın 200’den fazla yolu araştırıldı. Bunlar, Konstantin Grcic ve Alexandra Daisy Ginsberg’in kurdukları yeni ve sürükleyici kurulumlarının yanı sıra NASA ve Elon Musk’un Spacex’inden gelen orijinal eserlerin bir kombinasyonundan oluşmaktadır.

Mcguirk: “Mimarların ve Tasarımcıların, Mars için en uygun çalışmalarını derledik. Ama bu büyük projeyi daha da ileri götürdük ve bir dizi tasarımcıyı gelecekteki olası senaryoları düşünmeye davet ettik. Tüm bu çalışmalar insanlara bu hayat için yeni bir bakış açısı kazandıracaktır” dedi. 

Mars’tan görüntülerin sunulduğu serginin ilk bölümü, tarih boyunca Kızıl gezegene olan hayranlığımızı ve bu anlayışımızın bilimsel ilerlemelerle birlikte nasıl şekillendiğini gösteriyor. Bu bölüm, 1870’lerde İtalyan astronom Giovanni Schiaparelli tarafından yaratılan Mars’ın ilk gerçek haritalarından, 2020’de gezegene gönderilecek olan Rosalind Franklin ExoMars Gezicisinin prototipine kadar her şeyi kapsamaktadır.

DNA’nın keşfine izin veren X-ışınından ilham alan Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Rus muadili Roscosmos tarafından yapılan bir mobil laboratuvar sayesinde uzmanlar, Mars gezegeninin yüzeyini ışınlar ile iki metre delerek, geçmiş ya da şimdiki yaşamın kanıtlarını aramaya başlayacak.  

Günümüzde Mars gezegeni sıkı biz gözlem altında. Dolayısıyla Mars ile ilgili tüm tasarımlar, radyasyondan donma sıcaklıklarına, oksijen eksikliğinden sık toz fırtınalarına kadar tüm koşullar göz önünde bulundurularak yapılmıştır. 

Serginin ikinci bölümü, uzay yolculuğu ve Mars’a nasıl ulaşacağımıza dair çeşitli yol ve tasarımlar sunuyor.

McGuirk: “Aya ulaşmak üç gün sürmüştü, Mars’a yedi ila dokuz ay. Bu yolculuk süresince nasıl güvende kalabiliriz, yolculuk kapsamında yaşam alanları nasıl olacak ve sürdürülebilir bir hayat nasıl olmalı? Tüm bu soruların cevabı üzerinde tek tek çalıştık.” diye devam etti.

Daha insan merkezli bir yaşama geçiş, hem NASA hem de Sovyet uzay programı için oluşturulan temellere dayalı iç tasarımları ile araştırılmaktadır.

Serginin bu bölümünde, temel ekipmandan mobilyaya kadar her şey yeniden tasarlandı, tasarımlarda özellikle yerçekimi sıfır olan ortamın zorlukları göz önüne alındı. 

Alman endüstri tasarımcısı Konstantin Grcic, uzay ve uzay istasyonlarında bulunan yüksek mühendislik gerektiren karmaşık masaları dairesel bir ray sistemine dönüştürerek basitleştirdi. Astronotların ayakları, zemine monte edilmiş kayışlara bağlanarak sabitlenebilecek. 

Tasarımcı Anna Talvi de, düşük ağırlıkta, kullanıcının kaslarını çalıştıran bir tür “giyilebilir spor salonu” işlevinde olan esnek giysiler tasarladı. 

Serginin bir parçası olarak ilk kez sergilenen NDX-1, özellikle Mars’ta kullanılmak üzere tasarlanan ilk prototip uzay giysisidir.

Kuzey Dakota Üniversitesi yönetiminde yapılan bu giysiler gezegenin yorucu koşullarına dayanacak şekilde tasarlanırken, yumuşak kumaş bağlantıları aydaki elbise ile karşılaştırıldığında hareket kabiliyetinin geliştirildiğini görürüz.

Serginin üçüncü bölümünde, tasarımcılar hayatta kalma konusuna, yani nerede yaşayacağımıza, ne giyeceğimize ve ne yiyeceğimize odaklandılar.

Burada, Foster + Partners tarafından tasarlanan 3 boyutlu basılmış bir habitatın yanı sıra, mimar firma Hassell tarafından üretilen gelecekteki bir yaşam ortamının nasıl görüneceğine dair farklı minyatür modellerine geniş bir alan ayrılmıştır.

Her ikisi de Mars’ın gevşek, kumlu üst toprağının üzerinde bir temel kurabilmek için, koruyucu bir dış kabuk görevini üstlenecek olan regolith adı verilen maddeyi tercih ettiler. Yaşam alanlarının iç kısımlarını oluşturmak için ise şişirilebilir fanusları tercih edildi. 

Moda stüdyosu Raeburn, güneş battaniyelerini “yap ve tamir et” yaklaşımıyla Mars’taki kaynak eksikliğine cevap veren “Yeni Ufuklar koleksiyonunu” sundu.

GrowStack ağırlıklı olarak, dünyanın ilk yeraltı çiftliklerinden birinde yeryüzünün altında gıdayı yetiştirme konusu üzerinde çalıştı. Tarım şirketi keşfettiği yeni yöntemlerini uzaya götürüyor. Sergide, toprağa bağımlı olmayan ve daha büyük bir verim yaratan, daha az su ve alan kullanan bir hidroponik sistemin Mars’ta ne kadar faydalı olabileceği gösterildi.

Bu arada tasarımcı Franziska Steingen, cesetlerin dünyaya geri gönderilemediği bir gelecekte yeni gömülme yollarını sunan bir mezarlık ev seti tasarladı.

Serginin son iki bölümü ise; Mars’ın geleceği ve aşağı dünya ile ilgili somut sorular ortaya koyuyor.

Uzayda yaşanılabileceğinin yanı sıra, tasarımcı ve sanatçı Alexandra Daisy Ginsberg insanların yerine sadece bitkilerin yetiştirileceği bir Mars’ın bir versiyonu olabileceğini vurguladı. 

Bilgisayar simülasyonu, gezegene 16 farklı bakteri ve bitki türünün gönderilmesinin beklenmedik şekillerde etkileşime girdiklerinde sayısız farklı olası biyosferlere yol açabileceğini hayal etmek için bir saatte bir milyon veri çalıştırabiliyor.

Son olarak, serginin 5.ci bölümü, ziyaretçileri ve katılımcıları “İnsanlık gerçekten Mars’a mı gitmeli?” sorusu ile etik ve varoluşsal ikilemi düşünmeye davet ediyor. (dezeen.com / O.D)

En Büyük El Yazması Kutsal Kitap Sergilenmeye Başlandı

Ukrayna'nın başkenti Kiev, Aziz Sofya Katedrali'nde el yazması Kutsal Kitap'ın sergilendiği tarihe imza atan bir tanıtım gerçekleşti....

Arsuz Aziz Yuhanna Kilisesi Yazlıkçılara Hizmet Veriyor

Genellikle, İskenderun ve çevresinin sayfiye yeri olarak kullandığı Hatay’ın Arsuz ilçesinde, (Mar Yuhanna) Aziz Yuhanna Rum Ortodoks...

Florida ”Bir Dakikalık Sessizlik” Yasasını Resmi Olarak Kabul Etti

ABD Florida’daki okullarda öğrencilerin ders öncesi dua etmesine fırsat tanıyacak olan “Bir dakikalık sessizlik” uygulamasının yasa tasarısı resmi...

Küba’da Kilise, Umudun Varlığı Olmaya Devam Ediyor

Küba halkının içinde bulunduğu zor durumlar nedeniyle dayanışma, farklı düzeylerde dile getirilmeye devam ediyor.Küba'yı, 2015 ve 2016...

Bu haberleri okudunuz mu?Benzer İçerikler
Sizin için önerildi