21 Nisan 2021 Çarşamba

Sorun Misyonerlik mi?

Hristiyanlıkla ilgili en çok tartışılan ve yanlış anlaşılmalara maruz kalan konulardan biri de “misyonerlik” konusudur. Aslında sadece Hıristiyanlığın konusu olmasa da, ülkemizde misyonerlikle ilgili tartışmalar genel de Hıristiyanlar üzerinden yapılır. Elbette bunun anlaşılır yönleri vardır. Ama rahatsız edici düzeyde yapılan suçlamalar, tartışmayı ahlaki olmaktan çoğu zaman çıkarmaktadır. Öncelikle Hıristiyanlar için “misyon” ve “misyonerlik” kavramları ne ifade eder ve bunun Kutsal Kitapla ilişkisi nedir bunlara bakalım.

Tanrı’nın İncili’nin kurtaran mesajına, tüm insanların ihtiyacı olduğuna inanan bir Hıristiyan için, misyonerlik bir yaşam biçimidir. Mesih İsa göğe alınmadan kısa bir süre önce Tanrı’nın Müjdesiyle ilgili Hıristiyanın görevini tanımlamıştır; Matta 28. bölüm 19.ayette; “Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh`un adıyla vaftiz edin;”demiştir. Hıristiyanlar için bu tanımın en can alıcı noktası “gidin” kelimesidir. İsa öğrencilerinden, –yaşadığımız yüzyılda da iman yoluyla, İsa’nın öğrencisi olanlardan- gidip, müjdenin kurtarışına ihtiyaç duyan insanlara, kurtuluşu müjdelemelerini buyurmuştur. Sadece bunu değil, “size buyurduğum herşeye uymayı onlara öğretin.”(aynı bölüm 20. ayet) diyerek yanlarına gittikleri insanların inançlarını yaşamalarında onlara önderlik etmelerini de eklemiştir. Bu ayetin ışığında “Hıristiyan misyonerlik” tanımı yapacak olursak; “İsa Mesih’in getirdiği kurtuluş müjdesini başka insanlara duyurmak ve duydukları müjdeye iman edenlerin yaşamlarında İsa’nın buyruklarının yeşermesine yardım etmek” diyebiliriz. Burada ki en önemli nokta misyonerlerin sadece “duyurucular” değil, bulundukları ülke de yaşayan Hıristiyanlarla işbirliği ve hizmet ilişkisi içinde olduklarıdır.

 

Tabi ki bu tanım, bir Hıristiyan tanımıdır. Özellikle ülkemizde misyonerlik bir sorun, hatta ülke güvenliği sorunu olarak görülmektedir. Hıristiyanlığın yayılmasını politik bir mesele olarak görenlerin nesnel dayanaklarını sorgulayabiliriz. Türkiye’de, Tanrı’dan aldığı görevini sürdürmekte olan Hıristiyanlara karşı takınılan tutum ne yazık ki, hakaret, hor görme ve teşhir etme düzeyinde seyretmektedir. İşte bir iddia; 15 Temmuz 2003 tarihli Tercüman Gazetesi’nin yayımladığı bir habere bakalım; haberin başlığı çok ilginç; “İncil’ci Hoca.” Sanki cinci hoca, büyücü doktor haberi gibi, ikinci sınıf sahtekârlıkların haber başlığına benzetilmiş; Haberin içeriği, çocuklarını bu tehlikeden kurtarmayan velilerin sorumlu olacağı, bir misyoner üniversite hocasının KKTC aleyhinde yazılar yazdığı, Türkiye aleyhine çalıştığı, tutuklandığı, sorgulandığı bilgilerini veriyor. İşte bunu söylemek çok zor aslında… Çünkü haber bilgi vermiyor, kaynaksız, kanıtsız, analizden uzak ve sadece belirli ön yargılarla yazılmış ithamlardan ibaret, bir propaganda ilanı gibi. Başka örneklere de sahibiz. Ancak genel iddiaların farklı şekil ve bakış açılarıyla tekrarlanmasından ibaret çoğu. Nedir bu iddialar; Misyonerler Türkiye aleyhine çalışıyor? Peki hangi misyonerler, Türkiye aleyhine, hangi kurum ya da dış güçleri kullanarak (ya da onlar adına) çalışıyor. Bazı iddia sahipleri daha kesin bilgiler verdiklerini düşünüyorlar. İsimler, kurumlar, faaliyet raporları belirterek, misyonerlerin Türkiye’yi nasıl hedef haline getirdiğini dile getiriyorlar. Tüm bu iddiaların hepsini bu yazı da cevaplamak mümkün değil. Ancak gerçek Hıristiyan misyonerliğini, tüm bu tartışmaların içinde politik bir harekete, bir ihanet çizgisine çekmek, Hıristiyanlığa doğrudan hakaret etmek demektir.

Açıkça söylemek gerekirse Hıristiyanlar üzerinden kötü amaçlarını gerçekleştirmek isteyenler olacaktır. Ama bu Hıristiyanlığı ya da Hıristiyanları tümden “bölücü” ilan etmenin yanlışlığının yanında, masum bile sayılabilir. Çünkü bazı iddialar sonucunda Hıristiyan kiliseleri ve Hıristiyanlar saldırılara maruz kalmış, baskı görmüşlerdir. Hatta Ankara Ticaret Odası gibi saygın görülen kuruluşların –nedenini anlamasak da- bazı “tuhaf” raporlara imza attıklarını görünce tehlikenin boyutları daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bakınız o raporda ki bir ibare ne diyor; Misyonerlik faaliyetleri konusunda bir rapor hazırlayan Ankara Ticaret Odası da, Türkiye’de misyonerlik faaliyeti içinde 300′den fazla kilise ile çeşitli noktalar bulunduğunu açıklamıştı. Rapora göre 300′den fazla kilisenin yanı sıra, çok sayıda kitapevi, 1 kütüphane, 6 dergi, onlarca vakıf, yayınevleri, 5 radyo, çok sayıda manastır, 2 kafe, 1 acente, 1 mahfil, 7 şirket, 1 otel, 1 tercüme bürosu, 7 gazete, 1 tarihi eser, 2 müze, 4 harabe, 1 kale ve onlarca dernekte misyonerlik faaliyeti yapılıyor. (ATO) Tarafsız bir gözle bile tuhaflığı hemen fark etmek mümkün. Acaba Ankara’nın neresinde manastır bulunmaktadır, sayılan tüm bu kurumların isimleri nedir ve en can alıcı kısmı; bir Hıristiyan misyoner bir tarihi kalıntıyı, harabeyi ya da müzeyi nasıl misyonu için kullanabilir?

Bu tehlikeli çıkışın etkisi bellidir, o halde bu konudaki ulusal duyarlılık, her şeyden önce misyonerlik tartışmalarında Türkiyeli Hıristiyanları korumayı hedef almalıdır. Ki bu fütursuz tutumun arkasından 18 Nisan Malatya katliamına tanık olduk. Şahsen tanıdığım üç kardeş hangi güçleri temsil ettiği belli olmayan 19-20 yaşında 5 kişi tarafından acımasızca katledildiler. Şimdi bile, Batı düşmanlığı, içeri de hassasiyet yaratan siyasi durumlar v.b konularda Hıristiyanları malzeme olarak kullanan siyasi odakların, pişmanlık duymadığını görüyoruz. Ortada 21. Yy. Türkiye’sinin ruhuna yapılan bir ihanet varken bile misyonerlerin bu olayda ne kadar suçlu olduğunu ortaya çıkarma telaşı var ne yazık ki. Zira olayın akabinde Aksiyon dergisi “Malatya’da Hatlar Neden Kesildi?” ve bu hafta Ahmet Taşgetiren’in kaleminden “Misyonerlik İslam’ın Sorunu mu?” başlıklı yazılarla derinlemesine bir iftira ve komplo teorisi çalışmasına başladı bile. Bundan önce olayla ilgili değerlendirmesinde MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli suçu yine Misyonerlik faaliyetlerinde görme yanılgısına düşmekten kendini alıkoyamadı. Bunlarında dışında neredeyse katilleri aklama kampanyasına dönüşen bir tuhaf furya döndü sütun aralarında.

Hatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bile Protestanların acılarına ortak olma tepkisinden hayli uzak bir ifadeyle; Kurtuluş Kiliseleri Baş Pastörü Sayın İhsan Özbek’in “gerekirse Müslüman mahallesinde salyangoz satarız” çıkışını tahrike yordu. Acaba 3 kardeşini bir gün önce hunharca bir saldırıda kaybeden bir kişi tahrikten nasıl bir fayda sağlayabilir diye kimse sormadı. Sonuçta bugün olay neredeyse tartışılmıyor bile, her sosyal vakada olduğu gibi reklam değerini yitiren bir ufak hadise olarak arşivlere kaldırıldı olay. Birkaç namuslu gazetecinin cesur çıkışının varlığını vurgulamamak haksızlık olacaktır. Özellikle Mustafa Akyol’un sitesinde yer alan “Hıristofobi eken Vahşet Biçer” isimli yazısında ki saptamalar Türkiye’nin alışık olmadığı türden bir cesaret ve doğruluk içeriyor. Özellikle şu ifade takdire şayan; “Malatya’daki insanlık dışı cinayetlerin sorumlusu, hayali “karanlık mihraklar” değil, Türkiye’deki bazı çevrelerde cinnet boyutlarına varmaya başlamış olan Hıristofobi’dir. Eğer siz topluma, ülkenin yeni bir “Sevr”in eşiğinde olduğunu, vatanın satıldığını, dinin elden gittiğini, Hıristiyan misyonerlerin de bu “hayasız akın”ın beşinci kolu olduğunu telkin edip durursanız, durumdan vazife çıkaran lümpen faşistler de Hıristiyan avına girişirler. Tandoğan’daki kara cübbelileriniz “emperyalizmin yeni Haçlı Seferi”ne dair nutuklar atarsa, Malatya’daki “kara gömlekliler”iniz de haça inananları doğramaya koyulur.” (Akyol, aynı yazı)

Üstelik bu duyarlılığı sergilemek aslında demokratik bir refleks haline gelmeliyken arada bir tane bulunca coşkuya kapılıyoruz. En rahatsız edici tavır da Malatya vahşetini hem kınayan hem de hala arkasından misyonerlik konusunda hatalı politik görüşlerinde ısrar eden kişiler. Ne yazık ki olayın vahametini anlamak bir yana yakınından bile geçemiyorlar. Zira bu adli bir cinayet değil. Cinayetlerin ne kadar vahşice olduğundan yola çıkarak olayı salt bir cinai sorun olarak irdelemek doğru sonuca gidilmesini olanaksızlaştırıyor. Zira bu olay hem cinai olarak vahşice hem de sosyal bir sorun olarak, geleceğe dönük başka tehlikeler içeriyor. Bu tehlikeleri engellemeyi hedeflemek bir vatandaşlık duyarlılığından başka hiçbir nedene ihtiyaç duymaz. Yakınımızdakine sahip çıkmadığımızda yakınımızda derin bir boşluk göreceğiz. Ve tükenen hep ötekilerle birlikte bu ülkenin gücü, direnci ve geleceği olacak. Çözüme katkı sunabilecek en kapsamlı değerlendirme aşağıda alıntısını yaptığımız rapordur.

Türkiye de Hıristiyanların haklarıyla ilgili bazı yasal bilgiler çok önemli; bu konuda MESİH İMANLILARININ HAKLARI NELERDİR? İsimli resmi belgeden yararlanacağız. Belge, Türkiye Protestan Kiliseler Birliği’nin yayınladığı resmi bir bildirge niteliğindedir.

Mesih İnanlılarının (Hıristiyanların) amacı: A. Hiçbir siyasal amacı yoktur; ayrıca siyasetle ilgileri de yoktur. B. Temel amaçları İsa’ya ve Kitab-ı Mukaddes’e iman etmektir.

Mesih İnanlılarının Hakları:

1- Türkiye laik bir devlettir. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur. Her din serbesttir. Anayasamızın 10. maddesinde, herkes “…..felsefe, inanç, din, mezhep… ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” denilmektedir.

2- Din özgürlüğü herkes için müşterektir. T.C. Anayasası 2. maddesi ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 1985/2523 esas ve 1985/3431 numaralı kararı’na göre; Türk ve yabancı Mesih İnanlıları, kendi inancını seçebilir, cemaat oluşturabilir, beraber ibadet edebilir, inancını yayabilir, inancını öğrenebilir ve öğretebilir. Bunların hiçbiri yasak ve kanuna aykırı değildir.

Aynı belge de, Mesih İnanlılarının amaçlarıyla ilgili, bir hukuki rapordan alınan şu ifadeler de dikkat çekicidir;

MESİH İNANLILARI’NIN “SİYASİ MENFAAT ve NÜFUZ SAĞLAMAK” AMACI YOKTUR (Doç. Dr. Nevzat Toroslu)

Mesih İnanlıları’nın “siyasi menfaat ve nüfuz sağlamak” amacıyla hareket ettiklerini söylemeye de imkan yoktur.Mesih İnanlıları, siyasi menfaat amacıyla hareket ettiklerini söyleyebilmek için dini, dini hissiyatı ve dince mukaddes sayılan şeyleri alet ederek yapılan bir propagandanın veya telkinin günlük siyasi iktidar mücadelesine ilişkin olması, yani siyasi nitelikteki bir makama gelmeye veya ele geçirilen böyle bir makamı muhafaza etmeye; siyasi nüfuzdan sözedilebilmesi için de yine dini, dini hissiyatı ve dince mukaddes sayılan şeyleri alet ederek yapılan bir propaganda ve telkinin aynı şekilde başkalarının siyasi düşünceleri üzerinde etkili olmaya, örneğin bunların belli kişiye veya kişilere yahur siyasi partiye oy vermelerini sağlamaya yönelik olması gerekmektedir.Oysa her şeyden önce, “Mesih İnanlıları”nın propaganda yaptıkları iddia edilen dînî inanç, herhangi bir siyâsî nitelik taşımamakta, içinde yaşadığımız dünyaya ilişkin siyâsî kurallar içermemektedir; sadece Tanrı’nın ruhsal veya mânevî egemenliğinden söz etmektedir. Öte yandan, “Mesih İnanlıları”nın propagandasını yaptıkları iddia edilen dinî inancı, günlük siyasi iktidar mücadelesine alet etmeleri ve böylece siyasi menfaat veya siyasi nüfuz sağlamaları da mümkün değildir. Bir kere “Mesih İnanlıları” belli bir dini cemaate mensup olmanın ötesinde herhangi bir siyasi parti veya kuruluşun üyesi değildirler. Ayrıca kendileri veya başkaları için siyasi bir talepte bulunmamaktadırlar. Nitekim propaganda veya telkin amacıyla başkalarına verdikleri iddia edilen yayınlarda herhangi bir siyasi kişi, parti veya kuruluş övülmemekte, böyle bir kişi veya kuruluşun siyasi iktidar mücadelesine katılınmamaktadır.

Görülen o ki bazı çevreler, hukuki, yasal ve insani haklarını en doğru şekilde kullanma çabasında olan Hıristiyan misyonerlerin varlığından farklı nedenlerle rahatsız olmaktadır. Bunun sadece siyasi ve etnik ayrılıkları körükleyen bir tavır olduğu görülmektedir. Ve Hıristiyanlar bu ayrılıktan herkesten daha fazla rahatsız olmaktadır. Öldürülmekten, yaralanmaktan ve süreklileşen baskıdan rahatsız olmaktadır.

Haitili Episkoposlar, Katolik Rahiplerin ve Rahibelerin Kaçırılmasını Kınadı

Pazar günü Haiti'de yedi Katolik rahip ve rahibe fidye için kaçırıldı.Beş rahip ve iki rahibe başkent Port-au-Prince...

Jamaika Kilisesi’ne Kadına Yönelik Şiddet Uygulamalarına Karşı Çağrı

Batı Hint Adaları Başepiskoposu Howard Gregory, Jamaika'daki Kiliseyi, bazı uygulamalarının kadınlara yönelik şiddeti meşrulaştırmak için kullanıldığını kabul...

Katolik Kilisesi Yoksulların ve Savunmasızların Hizmetinde

Etiyopya'daki Katolik Kilisesi, Sosyal ve Kalkınma Komisyonu aracılığıyla, ihtiyaç sahiplerine destekte bulunmaya çalışıyor. Komisyon geçen yıl ülkenin...

George Floyd Davasında Karar Açıklandı

ABD'de siyahi George Floyd'un öldürülmesiyle ilgili davada eski polis Derek Chauvin, hakkındaki 3 suçlamanın tamamından suçlu bulundu.ABD'nin...

Bu haberleri okudunuz mu?Benzer İçerikler
Sizin için önerildi